|

KADİM ÜLKER / AÇIK GAZETE AVUSTURYA - Aşık Veysel’den Mahmut Erdal’a, Hüseyin Çırakman’dan Muhlis Akarsu’ya, Abdullah Papur’dan Aşık Ali İzzet’e, Daimi’den Mahsuni’ye..
Ne diyordu Pirsultan Abdal:
“Yörü bre Hızır paşa, Senin de çarkın kırılır, Güvendiğin padişahın, O da bir gün yıkılır“
İşte Pirsultan’ın dileğini, umudunu gerçekleştirerek o padişahlığı yıkan olduğu için Atatürk’ü çok sever Aleviler. Anadolu’yu yurt edinmiş Türkmenler, yüzlerce yıldır Osmanlı tarafından ezilip, aşağılanmalarına Mustafa Kemal ve Cumhuriyet’iyle son verildiği için onu çok severler. İstiklal Savaşı’na başlarken yalnızca Hacı Bektaş ocağına uğrayıp, oradan güç aldığı, Urumeli’ni feth eden gazi erenler soyundan geldiği için onu çok severler. En önemlisi de Cumhuriyet’in laiklik ilkesiyle, ikinci sınıf olmaktan çıkıp, eşit yurttaşlar haline geldikleri, Atatürk döneminde gerici Sünni taasubunun ezildiği için onu çok severler. Her sevgide itirazlar da vardır, eksiklikler de, fazlalıklar da. Ama Alevi-Bektaşiler Atatürk’ü eksiksiz severler. Öylesine ki, bir kitle, bir topluluk, bir bilinç içinde en çok, ama istisnasız olarak en çok ve en yoğun şekilde onlar Atatürk sevgilerini sazın telinden, ozanın dilinden, cümle canların yüreğinden ifade etmişlerdir. Akp iktidarı ve Yeni Dünya Düzeni’nin yezitleri şimdi bütün çabalarıyla Atatürk ile Alevilerin arasını açmaya çabalıyor. Ama onların Gazi Paşa’ya sevgisi öylesine derin ki, bu saldırıdan o sevginin güçlenerek çıkacağı aşikar. Çağın en güçlü iki ozanından biri olan Mahsuni’nin olağanüstü dizelerindeki özlem ve arayışta olduğu gibi:
“Bulutlar terinden, dağlar kokundan Sarhoştur sevdiğim Mahsuni bundan Bir daha gel, gel Samsun’dan Sarı saçlım mavi gözlüm, nerdesin nerde”
Böyle bir giriş yazısıyla Aydınlık Gazetesi hazırladığım “Alevi ve Bektaşı şiir geleneğinde Atatürk sevgisi” adlı çalışmamı iki gün boyunca yayımladı. Benim çalışmam bunları bilmeyenlere, ya da iyi bilmeyenlere bir anımsatma olduğu kadar, kendilerinden çok şey öğrendiğim(iz) Alevi- Bektaşi büyük şiir geleneğinin çağdaş ozanlarına da saygı durmaktı.
Özellikle AKP’nin iktidara gelişinden beri, Atatürk aleyhinde yapılan saldırılara, kültürlerinde âşıklık-ozanlık geleneğinin çok önemli yer tutttuğu Aleviler de alet edilmek isteniyor. Alevilerin Atatürk’e olan sevgisini ve bağlılığını sarsmanın fırsatını da özellikle Dersim tartışmalarıyla bulduklarını sanıyorlar! Alevi ozan geleneği içinde Atatürk sadece Cumhuriyet devrimleri ve düşüncesiyle yer almaz, evlerin en güzel yerinde Mustafa Kemal fotoğrafı altında sazlar çalınır, türküler okunur. Bu genç ozanlarda da böyledir, artık aramızda olmayanlar arasında olduğu gibi.
Dr. Hasan Basri Kılıç
Ozanların yoğun olarak yaşadığı Sivas, Erzincan ve Malatya yöresinde önemli merkezler vardır. Bu merkezlerin başında Divriği-Çamşıhı, Şarkışla-Emlek ve Arguvan yöreleri gelir. Arguvan yöresinin ozanı Dr. Hasan Basri Kılıç, kendisine miras kalan değerleri sıralarken, Dede Korkut, Mustafa Kemal, Âşık Veysel ve Âşık Mahsuni Şerif’i anmaktadır. Âşık Basiri‘nin “Atatürk ve Cumhuriyet” adlı şiirinde kölelikten kurtulmayı Mustafa Kemal’e borçlu olduğunu, O’nun sayesinde saz çalabildiğini dile getirmektedir: “Mal Beyanı” şiirinde ise ozan varlığını dile getirir:
Elimdeki on dört perde beş telli Bana Dedem Korkut Atam’dan kaldı Dar ağacı bize mekan ezeli Pirim Koca Haydar Sultan’dan kaldı
Açıktır alnımız aktır yüzümüz İnsanlık yolunda turab yolumuz Gece karanlıkta gören gözümüz Şatıroğlu ustam Veysel’den kaldı
Bir saray yapmışlar bütün cihana Dört kapı kırk makam on iki hana Elden ele geçti bu servet bana Hacı Bektaş Şahı Merdan’dan kaldı
Yetmiş milyon kardeş koca bir devlet Ay yıldızlı bayrak bir vatan cennet Seksen üç yaşında genç bir cumhuriyet Önderim Mustafa Kemal’den kaldı
Bu makam Mahsuni Şerif mirası Habil’den Kabil’den bu mal davası Tek şahsi varlığım Basiri mahlası Babam Ali Kılıç hocamdan kaldı
Feyzullah Seçkin
Devamını Oku >>>
|